• 3

    başlık

  • 36

    entry

  • 0

    geçen ay

  • 0

    bu ay

  • 0

    dün

  • 0

    bugün

kaç canım kalmış

4. nesil yazar mesaj takip et



son 20 entry

  • mutsuzum, kaç haftadır inanılmaz stresliyim, uçuk ve sivilce olarak kendini belli edecek kadar. hiçbir şey yapmak istemiyor, hiçbir şeyden keyif almıyorum. bütün günümü mesai doldurur gibi geçiriyorum. daha da üzülüp endişelendiğim ise görünürde şu anın belki hayatımın en mutlu günleri olması gerekmesi, mutsuz olmam için de aynı şekilde görünürde hiçbir neden olmaması. umarım geçicidir.

  • son 20 entry dışında entrylerimi göremiyorum. sorun bende mi?

    1
  • ben kimim? neleri yapmaktan zevk alırım? neleri yapmaktan nefret ederim? neleri yapmam gerekiyor? bilmiyorum. nasıl bir insan olduğumu çözebilmiş değilim ve bu bir taraftan da ergen varoluş sıkıntılarıymış gibi geliyor. bu yaşımda hala ergenlikten çıkamadığım için ayrıca üzülüyorum. çevremdeki insanlara bakıyorum bir şeyler yapıyorlar. belki kendilerini boş hissetmemek için, belki gösteriş yapmak için ya da belki gerçekten yapmak istedikleri için. bunu bilmeme imkan yok. ama sorun şu ki kendim de bir şeyi isterken gerçekten mi istiyorum anlamıyorum. bu zamana kadar o kadar çok hatam, o kadar çok kendimi yanlış anlamışlıklarım var ki artık hiçbir şeyin peşinden koşamıyorum. düşüncelerimi yazıya döktüğüm an bile bana yabancılaşıyorlar. amerika da neymiş! benim kendimi keşfetmem gerekiyor.

    1
  • Çok mutsuzum ve mutsuz olmayı kendime yediremiyorum.

  • Sensiz de yaşamaya devam edebileceğimi anlayalı neredeyse bir yıl, En son iletişim kuralı (senin beni gecenin bir yarısı araman ve benim açmamam iletişim sayılırsa) dört ay olmuş. Nasılsın iyi misin bilmiyorum. Hayatının herhangi bir dönemde iyi olma ihtimalin var mı onu da bilmiyorum. Bense kötüyüm. Hala hayatımı toparlayamamamın üzgünlüğünü yaşıyorum. Senin, kendi hayatından asla memnun olamayacağını düşünürken aynı şeyin kendim için de geçerli olup olmadığını anlamaya çalışıyorum. Anlaştığımız nadir konulardan biri de belki buydu. artık geçen yılki gibi bir insan değilim. Çevremdekiler öyle sanıyorlar ya da. Ama hala inatçıyım, sabırsızım, gitmek istemediğim her yere 2 dakika bile olsa hep geç kalıyorum, uykuyu seviyorum. Birlikte geçirdiğimiz 1.5 yılda yaşadıklarımdan muhtemelen daha kötü şeyler geldi başıma bu yıl ama hepsini atlattım. Buna sevinir miydin duysaydın? En küçük üzgünlüğünde, mutsuzluğunda, sinirinde sana koşan; senin rahatlatıp sakinleştirdiğin o küçük kadının koşacak kimsesi yokken bunlardan daha büyüğüne tek başına karşı koyduğunu görsen gurur duyar mıydın benimle? Yaşadığımız onca kavgaya, tartışmaya, ayrılıklara hatta birbirimize ettiğimiz hakaretlere rağmen gözünün içine baktığımda sevildiğimden emin olduğum hissini asla unutmayacağım, belki bir buçuk yıl boyunca sana içtenlikle teşekkür edebileceğim tek şey de bu.

    2
  • kendimi tanımıyorum. Neleri yapmaktan hoşlanırım, neyi severim, kişiliğim nasıl bilmiyorum. Şu ana kadar hiç yaşamamışım ya da hafızam resetlenmiş gibi hissediyorum. Büyük bir boşluktayım tutanacağım bir şey yok. Yalnız değilim, depresyonda değilim, kötü bir moddayım denecek kadar bile kötü hissetmiyorum. Ama içimde beni huzursuz eden bir belirsizlik var. Kitap okumak istiyorum, film izlemek istiyorum, hiç gitmediğim yerlere gitmek, hiç görmediğim şeyler görmek, kendime yakın hissedeceğim insanlarla tanışmak, farklı duyguları yaşamak, kendimi şaşırtmak istiyorum. Aylarca içinde bulunduğum bu monotonluk beni öldürmüş. Kendimi bir şeye adadığıma inanırken kendimi yok etmişim. Dümdüz bir insana dönüşmüşüm. Karşımdakileri basit/bayağı oldukları için küçümserken onlardan biri olmuşum ve bunu da o kadar kanıksamışım ki ancak fark edebiliyorum.

    1
  • inaritu'num izlemeyi aylardır ertelediğim filmi. en az 21 grams, amores perros kadar etkileyici olmasını beklerken hayal kırıklığına uğradım. Bundan sonrası spoiler. Bir defa filmi izlerken "film" izlediğinizi hissediyorsunuz. Göçmen sorunu, ırkçılık, kaçakçılık hatta kanser ve bipolar hastalığının işlendiği filmde izleyicinin empati kurması istenmiş olsa gerek. Bu konuları gerçekçi bir havayla işlemeye çalışırken adamın tavanda cesetler görmesi ve psişik olması bence filmin amacıyla bağdaşmamış ve eğreti durmuş. Bunun dışında şu sorunların hepsini bir filme sığdırmak bir de filmde de hepsini aynı kişiye sığdırmak bir öeah dedirtti. ayrıca karakterlerin geçmişine ve neden böyle olduklarına dair de çok az bilgi var bu da filmin yüzeysilliğini artırıyor ve "bakın çağımızın aklıma gelen bütün dertlerini aynı filmde gösterdim nasıl etkileyici değil mi hadi ağlayın"ı daha da hissettiriyor. Filmin iz bırakacak tek kısmı uxbal'ın babasıyla karlar içindeki sahnesi olabilir bana göre.

    1
  • flörtleştiğim, hoşlandığım insanlara karşı dışımdan amaan herkesin yeri doldurulabilinir ne var yani derken içimden lütfen sen de beni terk etme diyorum.

    3
  • Bir şeye kendimi adamam gerekiyormuş hissi, çıkıp git lütfen sonra hayatımı mahvediyorsun.

  • Hayatımda bir zaman yer edinmiş, sevip sevmediğim, bana sıkıntı çektiren çektirmeyen herkesi manyakça özlüyorum. Alışmış olduğum her şeyi.

    1
  • 3 yıl önce en yakın arkadaşım "böyle devam edersen yalnız öleceksin." Demişti. Onu haklı çıkaracak olmaktan nefret ediyorum.

    4
  • Bugünün düne göre daha iyi geçtiğini itiraf etmem gerek her ne kadar küçük bir mide bulantısı ve sinir krizi geçirmiş olsam da. O yüzden tek hedefimi de başarıyla? gerçekleştirmiş oluyorum: Günü bitirmek.

  • Kendimi bu dünyada tek başıma hissettiğimde ihtiyacım olan tanıdık bir kişi, tanıdık bir ses, tanıdık bir konuşmaydı. Ve ilişkimizin üzerinden haftalar geçmesine rağmen ilk aklıma gelen kişi sendin. Her ne kadar beni anlamamış olsan da beni biliyordun çünkü. Belki herkesten daha iyi. Ama havadan sudan muhabbet etmeyi geç, sana bir merhaba bile yazmadım. Bu kadar etrafındakilere zararlısın işte. Bu kadar karaktersiz ve iğrenç bir kişiliksin. insana seni zaaf edinmesine bile izin vermiyorsun.

  • yemek yemek, su içmek, tuvalete gitmek gibi şeyler bile zihnimde işkence olarak kodlanmış bir durumdayken fena bir gün değildi bence.

  • Yarın yine sevmediğim, nefret ettiğim, hiç de böyle olmasını istemediğim hayatıma devam etmek zorundayım. Kendimi, istemediği bir yerde çalışan milyonlarca insan var ben de bunlardan sadece bir tanesiyim ve bu mecburiyeti başkasının zoruyla değil kendi istek ve hedeflerim için seçtim diye teselli etmeye çalışıyorum. 100 günüm kaldı sadece 100 gün. Sonra her şey bitecek.

  • Yıllardır afişi yüzünden klasik hollywood romantik komedi sanıp izlemediğim film. Meğer çok ayıp etmişim. -bundan sonrası spoiler içermktedir.- Bir defa filmin başından itibaren diğerleri (ve tabi seyirci) tarafından sayko diye itham edilen çocuk içlerinde belki de ruh hali en stabil ve karakteri en oturmuş olanı. Beni en çok etkileyen iki yeri ise şunlar: ilki subayımızın adamı oğluyla cinsel münasabet yaşadığı için değil, kendisini reddettiği ve gay olduğu ortaya çıktığı için öldürmesi. Ki filmin ilk dakikalarında subayın, oğlunun eşcinseller için söylediği şeye birkaç saniyede ancak tepki verebilmesi ve yüz ifadesinden dolayı daha sonra gay olduğunu öğrendiğimizde çok da şaşırmıyoruz. ikincisi ise filmin en çok akılda kalıcı repliklerinden biri olan "never underestimate the power of denial." Film süresince kendini bulabilmek adına en dürüst davranan karakterimizin kafasına sıkılması tesadüf müdür bilemiyorum.

    1
  • Sözlüğü genelde dertlerimi yazma aracı olarak kullanıyorum. Çünkü açıp bir kağıda, deftere yazarsam yazdığım defter dolabımda, odamda duracak. içimdeki bu sıkıntı dışarı çıkmayacak yine bende kalacak. Ama buraya yazıp dertlerimi özgürleştiriyorum :')

    3
  • her yalnız kalıp kendimi kötü hissettiğim zamanda aklıma son dört yıldır başımdan neler geçtiği geliyor. Açıyorum eski fotoğraflara, eski tivitlerime, instagramıma, arada bir şeyler karaladığım defterime bakıyorum. Geçirdiğim zor dönemler şu an ne kadar uzak ve yabancı geliyorsa bir o kadar da yakın ve korkutucu geliyor çünkü. Major depresyondan ve toksik bir ilişkiden -bağımlılıktan- kurtulabilmemin hakkını kendime hiç veremediğimi fark ediyorum. Bütün başarılarımı küçümsediğimi. Oysa şu güne kadar, 2 Mart 2018e kadar, her şeyi dişimle tırnağımla kazımışım. Kazımadığım zamanlar oldu diye kendime haksızlık yapmayı bırakmam gerekiyor. Ama şimdi belki yıllardır beklediğim, istediğim bir şeyi sonuca kavuşturmak varken 3 ay kadar kısa bir sürede, dakikalar saatler geçmiyor gibi geldiği için kendimi affedebilir miyim? Bunu yapmaya devam edersem karakterimden, olduğum kişiden daha çok nefret etmeyecek miyim?

  • insanların etiketlerini kontrol etmeye çalışmaktan yoruldum. Biri der ki sen çok kibar, zeki birisin sigara içmene çok şaşırdım. Öbürüne biseksüel olduğumu söyleyemem. Diğerine ateistim diyemem. Kendimden bahsedemiyorum bulunduğum ortamda kimseye açıkça. Çünkü bunların her biri bana, benim bir özelliğim olarak değil; benmişim gibi geri dönecek. Önlerinden geçerken birbirlerine aa bak bu kız lezmiş diyecekler. Biri diğerine şu kısa saçlı kız var ya o ateistmiş diyecek.(bu diğeri kadar ilgi çekmez gerçi) ama ben Kendimi hiçbir sıfatla, etiketle tanımlamıyorum. Bu tanımları ben kendime koymadım ki. Sadece bir insanım ve herkesin de öyle görmesini istiyorum.

    2
  • Bütün gün günahım kadar sevmediğim insanlarla muhatap olmak zorundayım. Ve işin kötüsü kendimi yakın hissettiğim hiç kimse de kalmadı bu ortamda. Herkese mesafeli, sahte ve yapmacık davranmaktan az kaldı gerçekte nasıl biri olduğumu unutacağım.

bizi takip edin

kırmızı elma sözlük © 2010 - 2015

kırmızı elma sözlük, içeriği dünyanın değişik noktalarında bulunan yazarlarca oluşturulan bağımsız bir platformdur. kırmızı elma sözlük içeriği herhangi bir ön denetimden geçmeksizin yayımlanmakta ve doğruluğu garanti edilememektedir. bu web sitesinde yaratabileceği hukuki sakıncalar başta olmak üzere olumsuz bir durumla karşılaştığınızı düşünüyorsanız lütfen iletişim bölümünden kırmızı elma sözlük ekibi ile irtibata geçiniz. kırmızı elma sözlük dahilindeki her türlü içerik creative commons by-nc-nd koşulları altında lisanslanmıştır. içerik, kaynağı belirtilmek ve üzerinde değişiklik yapmamak koşuluyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir.
LGBT Pride


webölye web design & web programming
powered by webölye

bir takım şeyler: iletisim / şikayet / reklam - s.s.s. - istatistikler - facebook - twitter - tumblr