size bir hikaye anlatacağım uzun sürmez

  • eğer vücunuza adrenalin fazla salgılanırsa uyumanız pek mümkün olmaz.tum gece hormonlarımla savaştı ve sabahına hastanelik oldum.evet. bildiğiniz hastaneliktim.ağır ishalden.aşk neden boktan sorusuna cevabım bu işte.
    biri sana gülüşün güzel diyor, sen tutuyorsun ishal oluyorsun.

  • aralık ayına yakışır bir pazartesi günü ellerim donacak gibiydi. nedeni kampüsün içinde elimizde pankartlar dövizlerle merkeze kadar yürüme kararı almıştık.amaç okuldaki otobüs hattına daha fazla otobus koydurmaktı.
    2 haftadır hiçbir toplantıya gelmemişti o.görememiştim.ama nedense gitmeye devam ediyordum.
    önemli meselelerden konuşuyorlardı.
    şiirden konuşuyorlardı.
    motorları maviliklere süreceklerini söylüyorlardı.
    güneşi gördüklerini ve o günün geleceğini söylüyorlardı.
    onlar "o" gün dedikçe içimde hem o'na karşı hem de "o gün"e karşı aşk doğuyordu.

    pazartesi günü ellerimi ovuştururken yanıma biri dikildi.

    - üşümüşsün.

    üşümüştüm. ta ki o konuşana dek. içimden cevap verdim.

    - şimdi ısındım ama.

    o devam etti. ben tıkanı kalmıştım.

    - 30 kilometre yürüyeceğiz hazır mısın buna?

    korkmadan sanki bir tanya edasıyla (nazımın bir şiirinde geçer tanya. bir partizandır) "hayır" dedim.
    gözümdeki ateş hoşuna gitti. güldü.

    elindeki simiti böldü. simitin kokusu hala burnumda. açlığım o simite dokununca geçmişti.
    kazara eli elime değdi.

    kazara geçmiş tüm yaralarım silindi.

  • ve gece bir mesaj "sohbet için teşekkürler." o mesaj hala duruyor. silmedim.çünkü hayatın özeti bu bence.bir gün ölüp gittiğimizde "sohbet için teşekkürler" diyicez.annemiz öldüğünde "sohbet için teşekkürler" diyicez.
    birinden ayrıldığıımızda sohbet için teşekkürler diyicez.yollarından geçtiğimiz kavşaklarda buluştuğumuz herkes için

    "sohbet için teşekkürler."

  • ampa sonu nasıl biterse bitsin ben bu adamdan tiksindim resmen. şu memelerini sık, bacaklarını aç ile başlayan kısımdan itibaren. bi de şimdi yok o niye onla olduğumu biliyorda bilmemne. yanımda olsa üstüne kusacağım herifin o derece. devamını bekliyoruz.

  • şöyle bir şey görmüştüm sözlükte çok gülmüştüm;

    devam et ampa dinlioz pthyyy thhh pffff (alt dudağa yapışan çekirdek kabuğundan kurtulma şeysi) :ddd

  • sonraki gün ikisi barıştı.arada ayarı yiyen ben oldum.ayşegül beni bir süre aramadı.o'nunla bir sonraki görüşmemizde bana teşekkür etti.aramızı yaptığı için.aralarını nasıl yaptım bilmiyorum.akşam birer kahve içelim mi dedi.tamam dedim.
    beraber kahve içmeye gittik uzun zaman sonra ilk defa ayşegül olmadan.
    size o günkü sohbeti anlatamam. tam 7 saat boyunca 6 kahve içtik ikimizde.hayvan gibi hesap ödeyerek çıktık.sigara üstüne sigara yaktık.okadar içten gülüyordu ki.tam içimden bunu düşünüyorken "güzel gülüyorsun sen ya" dedi.

    keskin aletlerle şaka yapmamamız gerektiğini küçükken öğrendik.ben şimdi elime türlü çeşit yaralayıcı alet almış hokkabazlık yapıyordum.eve gittikten sonra o sahneyi kafamda defalarca canlandırdım.

    "gülüşün güzelmiş"

    aynaya baktım. güzel mi lan cidden? güzel mi gülüşüm. işte bu gülüşü beğendi. gülüşüm güzelmiş.

  • o gece içime girdi.o gece cihan rahmime döndü.o gece cihanı doğurmak için içime ektim.o gece cihan ve ben değildik.o gece tanrısal bir şey oldu ve şaşırtıcı biçimde odaya ay ışığı süzülüyordu. cihanın yüzünü hatırlıyorum. ay ışığının altında benimle beraber geriye evriliyordu.ilk insan olduk,sürüngenler olduk,böcekler olduk ve denizanaları olduk.suda var olduk. aminoasitlerdik...

    ışık kapalıydı ve her şey gölgeler halindeydi.zaten sevişen biz değildik muhtemelen gölgelerimizdi.belki de sadece uzaktan izlemiştim gölgelerimizi. belki de sadece bunu anı olarak kaydettim yanlışlıkla.

  • ne diyeceğimi gerçekten şaşırmıştım.aptal aptal bakıyordum.demiş miydim? o an'a kadar kimseyi öpmemiştim ben.

    - sen ayyşegülle ilgilendin.ayşegül benim yakın dostumdu.aranıza giremezdim.

    güldü.bol bol sinir bozucu şekilde güldü.gülerek yanıma geldi."yat hadi" dedi.
    "sen nereye yatacaksın?" dedim. "yanına" dedi yüzündeki durgun ifadeyi bozmadan.

    bir şey demedim. yattım. bir sigara daha içti.yanıma geldi.sarıldı.saçlarımdan kokladı.

    şu an bunları sakin bir şekilde yazıyorum ama o an şunu hissettim. saçlarımdan nefesi her içine çekişte yaralarım azalıyordu. çürükler mordan sarıya dönüyor, çiziklerin kabukları düşüyordu. hani biraz daha koklasa eminim çiçek açacaktım.

  • şu anda ağlıyorum sanırım :)
    o gün o elele tutuştukları gece.her şey ondan sonra o kadar hızlı ilerledi ki.artık resmi olarak beraberlerdi.
    bütün örgüt biliyordu. eylemlere gidiyorduk.dayak yiyordum.dayak yedikçe güzelleşiyordum.sarhoş gibi.
    bilerek küfür ediyordum polislere.onlar sövdükçe ben de sövüyordum.
    o zaman baldırlarıma karnıma acımadan geçiriyorlardı.her yanım morluk içinde yaşıyordum.
    o'na olan aşkım başka şeye kaydı. O gün'e verdim kendimi.
    okudukça okudum.
    marx engels lenin stalin...
    boğazıma kadar bilgiyle doldurdum kendimi.
    çok çok taciz edildim çok çok hakaret yedim. ailemden dayak yedim.
    o benimle iletişime geçmeye çalışıyordu.
    ama ben hep temkinliydim.

    içimden defalarca tekrar ediyordum "o ayşegül'ün. o ayşegül'ün".

    bir gün mesaj attı "o". neden benden kaçıyorsun dedi. örgütteki herkesle samimisin ama benimle konuşmuyorsun.konuşuyorsan da kısacak.yanlış bir şey mi yaptım sana?

    "yanlış bir şey mi yaptım sana?"

    vursaydı beni? tabancasının kabzasından öperdi cesedim. yanlış bir şey yaptıysa eğer ben bütün doğrularımdan sıyrılır, soyunur ayaklarına uyurdum.
    ne yanlışı diyemedim. nasıl kendine bunu layık görürsün?

    tanrısın sen.içimdeki yeşilin tanrısı.ağaç kadarsın,ağaç gibisin.çam kokulu ormansın.bolu'msun.

    tüm şehirlerin en güzeli sende kaosa sürüklenir.

    kısaca cevap verdim.

    -neden küs olayım. sana öyle gelmiş.

    bir daha mesaj atmadı.

  • ilk defa yanımda el ele tutuştuklarına adım gibi eminim.ondan öncesi yoktu.
    yine üçümüz, bu üç kanka, yürüyorduk.ayşegül üşüdüğünü söyledi. koluna girdi.ellerim üşüyor dedi.
    sadece tek bir an ama sadece tek bir an O'nun bana baktığını gördüm.neden bakmıştı?
    elini ver ısıtayım dedi.

    gülüştüler. elele yürüyorlardı.başka başka konulardan konuşmaya devam ettik.

    içim acıyor muydu dostlar?
    içim acımıyordu. içimin yeşili paslanmıştı çünkü. oksitlenmişti. midemden rahmime kadar bütün organlarım çarmıha gerilmişti.
    güneşin altında ölmeyi bekliyordum. ocak ayında yanmayı istiyordum.

    belamı bulayım.
    belamı bulayım.

    ayşegül e hiç kızmadım.hakkım yoktu. yalanı ilk ben başlatmıştım.

  • "yapma ne olur" dedim. "canın mı yanıyor?" dedi.

    canım yanıyordu ama bedenimden gelmiyordu acı. "acımıyor" dedim. "istemiyor musun?" dedi. "nedenini biliyorsun" dedim.

    biraz uzaklaştı.

    - hiçbir şeyin farkında değilsin değil mi?
    - neyin?
    - ayşegülün sana yaptığı şeyi göremeyecek kadar kör olamazsın.bunun için gerçekten salak olman gerek.
    (çok sinirlendim çünkü o anda yanında yatıyordum.bu onur kırıcıydı)
    - açık konuş. açık konuş ki bileyim.
    - sana ne zaman yaklaşsam araya ayşegülün girmesi bir tesadüf müydü? ayşegüller kartları açık oynadım ben.başından beri sana aşık olduğumu biliyordu.başlarken belirttim ona.

    kafam allak bullak olmuştu.dumur olmuştum.klasik erkek bok atması olarak görmek istedim.kendi hatasını ayşegüle yıkıyor olmasını umdum.sabaha karşıydı ama aradım ayşegülü.


    ...


    ne acı.inkar etmedi."sen de benden ona aşık olduğunu saklamıştın" bir yanıyla eşitlenmiştik tabii.aynı anda birbirlerine ateş edenler gibi. ikimiz de ölüysek kazananın var olduğunu kim söyleyebilir?

  • biz biletlerimizi aldık.ben bi kız arkadaş vardı onunla oturuyordum.trene bindikten 1 saat sonra falan yanımıza geldi o.kıza oturabilir miyim yer değiştirelim dedi.hop oturdu.

    yine sohbet... yine sohbet..

    tek farkı gece ilerledikçe onun omuzuna yatmam oldu.bedenlerimiz kesinlikle birbirine dokunmuyordu.sadece kafam omuzundaydı. o da kafasını benim kafamın üstüne yatırdı. sessizce yarı uyur yarı uyumaz gittik öyle.

    o gece ne düşündü neler geçti aklından bilmiyorum.ben ayşegülü düşündüm.ayşegül onunla yaşadığım her ilkin katili gibiydi.düşüncesi bile yetiyordu.dün dürtülerime engel olan tek şeydi.aklıma gelince... bitiyordu işte her şey.dostumla geçirdiğim onca güzel yıl...

    bir erkek için bir dost satılır mı?

    ama nasıl başarabilirsiniz soruyorum ben. saatlerce sohbet ettiğiniz tamamen anlaştığınız bir erkek... üstelik bu kişşi hayatınızın aşkı. hangi rayları seçerdiniz.

    yoksa o rayların üstüne yatan kişi olur ikisini de hayatınızdan çıkarır mıydınız

  • bir süre sonra o geldi. elinde iki simitle.

    - kusura bakma son paramı bunlara verdim içecek bir şey alamadım.

    çirkin çirkin güldü. yandan, çapkın, sarhoş, deli, başka başka güldü. ben de güldüm. ama benimki sevimsizdi.ben berbattım ve o hep güzeldi.

    - seçil.duygularımız karşılık mı?

    haha bana sordu.duygularımızın karışılıklı olup olmadığını.muhtemelen karşılıksızdı çünkü onun bana hissettikleri benimkinin onda biri etmezdi.

    saçlarıma dikti gözlerini. "saçlarından mı çekti?"

    kocaman sarıldı.evrenin dünyaya sarılması gibi sarıldı.kuytu oldu. o sarılmadan sonra milyarlarca yıl tek bir göktaşı çarpmadı.sadece onun sarılışı.avuç içime sığdı her şey.avuç içimden baktım.

    güzel günler görecektik.
    motorları maviliklere sürecektik.

  • o yemeğini yedi. sabaha karşı biraz dinlenmek için yattık hepimiz. ben uyumadım. berna uyudu. o uyudu mu? sabah 8 gibi kalktım. kahvaltıyı hazırladım. gözlerim şişmişti. ağlamaktan değil ağlayamamaktan. onca ay sonra onu ilk defa görüyordum ama sarılamamıştım bile. neden böyle davrandığını anlamıyordum. bir hatam olmuştu belli ama neydi hatam. aylardır yüzümüzü görmezken ne tür bir hata işleyebilirdim.

    önce o kalktı. yüzünü yıkadığını duyuyordum içeride.yanıma geldi. kolay gelsin dedi. sağ ol dedim. hemen masaya yanına oturdum.

    - neden bana böyle davranıyorsun.
    - nasıl?
    - bence nedenini biliyorsun.
    - hayır bilmiyorum.
    - yoldaş ben buraya senin için gelmedim. bunları bırakalım işimize bakalım.

    sevgilinin yüz çevirmesi divan edebiyatının temelini oluşturuyor ya hani. hani o yüz çevirmese hiçbir şiir yazılamazmış.seni tanısalar edebiyat tarihi başka olurdu dedim içimden.

    berna uyandı. beraber kahvaltı ettik. genelde sessizdik. sonra işlerimize gömüldük. yaklaşan bir eylem vardı.

    ben onun dövizlerini hazırlıytordum.

  • çiçek açtım. the fountain filmini izlediniz mi bilmiyorum orada adam yaşam ağacından ab-ı hayat içer ve tüm bedeni doğaya filizlenir.adamın kendisi filiz olur, çiçek olur.

    imkansızın imkanlı olduğu andı o an.ben kıpırdamadım.

    kulağıma şunu fısıldadı

    "ayşegülden ayrılıcam."

  • yoldaşlar... ah evet yoldaşlar... devrimcilerle takıldıysanız veya yolunuz bir şekilde oradan geçtiyse şu kelimeyi çok duyarsınız."zaaflar" herkesin zaafları olduğundan bahsedilir.herkesin korktuğundan.önemli olan bu zaafları belirlemek ve aşmaktır denir.kolay olmadığı söylenir.

    benim zaafım bir zamirdi: o

    cihan'a olan bağımlılığımın altında o'nun açtığı telafisi zor yaralar vardı. devrimle olan ilişkimi bile o'na olan sevgim belirlemişti.yeni anlıyordum.zaten kopuyordum yavaş yavaş...

    anlamsız geliyordu.toplantılar, eylemler... umudum da yoktu zaten. ülke mi? ülkenin ve dünyanın boka batmasını istiyordum.kendimden ve insanlardan nefret ediyordum.cümleler ezberletilmişti herkese.herkesin ezberini yaşıyordum.herkesin ezberlediği şeydi yaşamamım.

    ve zaten kopuş uzun sürmedi. 3 ay sonra yoldaşlarımdan tamamen koparak kendime ayrı bir hayat kurdum.

  • şimdi artık yeni biri gibi başbaşka bir dünyaya adım atmışım gibi
    onun gözlerinde...

    yürümeye başladık. slogan atılmıyordu.sessizce yürüdük. asfalta çıktık.birkaç kere jandarma geldi.başta korkmamıştım.
    ta ki bir araç yaklaşıp önümüzde durana kadar.

    - çıkarın kimlikleri.

    o bağırdı.

    - kimlikleri istemeye hakkın yok. polis bölgesinde değiliz.

    - ben size yapacağımı bilirim.

    hayranlıkla izliyordum.hiç korkmuyordu.ben ölesiye korkmuştum.yanıma geldi.

    - ee neler yapıyorsun?o malum günden beri?
    - hiçbir şey.işte okula gidip geliyorum.
    - konuşmayı pek sevmiyorsun sanırım?
    - yok aslında çok konuşurum ben.
    - sakın korkma.korktuğunu anlarlarsa daha çok üstüne giderler.beni takip et sen.ne yaparsam onu yap.

    güvendeydim o andan itibaren.onun bildiklerinin ve deneyimlerinin sıcağına sığınmıştım.20 yıl yatsam gözümde yoktu.onunla aynı yolda yürüyordum.30 km.dile kolay.
    ama geçsin istemiyordum yol bitsin istemiyordum.

    o gün benimle uzuuun uzuuun konuştu. ailemi sordu.beni sordu.devrim hakkında ne düşündüğümü, öğrenci sorunlarını.
    peki ya kadın sorunu?

    tatlı tatlı anlatıyordu.ben hırçındım.karşı çıkıyordum.o bu hırçınlığa yumuşak yumuşak karşılık veriyordu.

    bana karşı yumuşak ama söz konusu kolluk kuvvetleriyse faşistlerse baştan aşağı sert bir adamdı.

    bu hoşuma gidiyordu.

    yağmur yağıyordu.
    ne güzel bir aralık günü.

  • depresyon hırkamı giydim ve bir paket selpakla okuyorum ampa:(

  • ya bu çok boktan bir durum bilin.o anda birinin mutluluğu -biri de değil en yakın dostum dediğim kişi- benim iki dudağımın arasındaydı.ama şuna eminim.bu durumda olup da benim yaptığımı yapmayacak çok az insan vardır.onları takdir ederim ama ben yapamadım. "zaaflarıma yenik düştüm." ifadesi en gıcık olduğum ifadedir ama zaaflarıma yenik düştüm gerçekten.

    bir elini mememe götürdü.elimle durdurdum.resmen meydan muharebesi veriyordum içimde.onunla bütünleşmek istiyordum ama odanın ortasında adı ayşegül olan kocaman bir fil vardı.odanızda bir fil varken normal hayatınıza devam edemezsiniz.

  • 8 aYLIK tutukluluk süresinden sonra sonunda tutuksuz yargılanmak üzere çıkmamıza karar verildi.
    diyeceksiniz ki o'ndan hiç bahsetmedin.

    :)

    şöyle düşünün. çay koyarken, toplantılarda fikir belirtirken, uyurken, uyanıkken,uykuya dalarken,biriyle konuşurken okurken sadece aklınızda tek bir şey olsun.mayısın çiçekleri kadar taze olan o'nun dudakları.
    ilk defa bir saçmalı gibi bütün ciğerlerime saplanan yokluğu...
    bir sürü boktan şiir yazdım ona.sonra yırtıp attım hepsini.
    onunla ettiğimiz saatleri bulan sohbetlerin her kelimesi aklıma geliyordu.insan dört duvar arasındayken geçmişte yaşadıklarını çok canlı hatırlıyor.hiçbir anı size uzak gelmiyor çünkü hayatın donmuş bir noktasında oluyorsunuz.varsa eğer direniş ateşiniz onun yanan ışığında belki ısınıyor belki birkaç yeni anı ediniyorsunuz kendinize ama daha fazlası yok.

    yinede size güzel günler göreceğinizi söyleyen yoldaşlarınız oluyor.onu düşünerek ağladığınız gecelerde size göğsünü veren oraya yaslanmanıza izin veren.

    kaç gece ağlayarak uykuya daldım bilmiyorum.beni ağlatan ondan ayrı olmam değildi kesinlikle.
    hangi durumda olduğunu bilememekti.çünkü tecrit haberleri sık geliyordu.ben tecritte bir gece bile geçirmedim ama geçirenler pek iyi şeyler anlatmıyorlardı.

  • kapıyı çaldım.
    açtı.
    yüzümdeki morlukları gördü.gözlerinin rengi başka renge büründü.
    kim yaptı diye çınladı sesi.
    içeri soktu beni hemen.

    "kim yaptı?"

    "babam" dedim. kocaman sarıldı. kollarının altında kayboldum.kocaman durdu durdu sarıldı.

    içimin yeşili...

    sonra biraz uzaklaşıp yüzüme baktı.o an bu an mı dedim içimden.ne kadar biçimsiz ve saçma bir an.yüzüm gözüm morluk içinde.gecenin 3ünde.o üzerinde kimin olduğu belli olmayan pijamalarıyla.

    modern sanat eseri gibiydik.her yanımız eğri büğrüydü ama güzeldik lan işte.bir yanımız estetikti o an.

    "şimdi" dedi. "sana bir şey yapacağım ve bundan hiçbir zaman pişman olmayacağız."

  • bir süre cihan'ın sıcağında yaşadım.nefes almama imkan veriyordu.oksijen tüpü gibiydi. o'ndan yayılan karbondioksiti ancak cihan telafi edebiliyordu.

    bedenimin her noktasında cihanın izleri vardı. boy aynasında kendime bakınca "işte şu kemiğimi şu gün nasıl öpmüştü." "şurada bir kasım varmış, haberim yokmuş. nasıl ısırmıştı."

    bağımlı olmuştum yani. tam bunu en canlı kanlı hissettiğim zamanda benimle o boktan konuşmayı yaptı.

    gitmek zorundaymış. öyle gerekiyormuş. "bizim" yolumuz her şeyden önemliymiş.böyle geçici hazlar,anlık heyecanlar devrimin yanında lafı edilmezmiş.ağlamam saçmaymış.bu tarz ilişkiler burjuvazinin oluşturmak istediği ilişki tarzıymış.ancak devrim olduğu gün biz de özgürleşecekmişiz ve o zaman gerçekten aşk, aşk olacakmış.

    - neden beni seçtin biliyorsun. çünkü o sana gerçek özgür aşkı veremezdi.

    ben şaşkınlık içindeydim.

    - yanında geleyim.

    saçmalıyordum tabii.artık cihan bir görünür bir kaybolur olacaktı.bense buralarda öyle takılıyor olacaktım.

    - zamanın var daha. seni yoldaşlara emanet ediyorum. herbiri sana en az benim kadar yakın.bunu unutma.onlardan hiçbir şeyini asla ama asla gizleme.

    - tamam.

    sonra gece sessizce gitmiş ay...

  • ▂▃▄▅▆▇█▓▒░hikaye kırmızı elma sözlük'te okunur░▒▓█▇▆▅▄▃▂
    ▂▃▄▅▆▇█▓▒░hikaye kırmızı elma sözlük'te okunur░▒▓█▇▆▅▄▃▂
    ▂▃▄▅▆▇█▓▒░hikaye kırmızı elma sözlük'te okunur░▒▓█▇▆▅▄▃▂
    ▂▃▄▅▆▇█▓▒░hikaye kırmızı elma sözlük'te okunur░▒▓█▇▆▅▄▃▂

  • eric fromm u sevdiğine inanamıyorum dedi. uyandım. çantamı karıştırmış meğerse. içindeki kitabı tutarak güldü :)
    -bugüne hazır mısın?

    o 1 mayısı hatırlar mısınız bilmem. hani savaşa savaşa almıştık meydanları. işte o bir mayıs bu bir mayıstı. alana vardık. hep önünde durmamı söyledi emreden bir sesle. önüne geçtim.

    polisin saldırısı gecikmedi.geçit vermiyord.planladığımız gibi ara sokaklara dağıldık ama bizim plan biraz sakattı.çünkü çoğumuzun bilmediği yerlerdi buralar.kaybolmak çok kolay. ehp li bir grubun yanına denk geldik. gazoz şişelerini sallayıp sallayıp atıyorlardı.bizde erzakları çıkardık.baya zaman geçti.bir arkadaş yüzünden yaralandı.
    yüzümüzü kapatmıştık. O'nun sadece gözleri görünüyordu.

    gözlerindeki ateşi gördüm.hırsı ve arzuyu.bana baktı bir ara.güldüğünü anladım.eğer bir yola baş koymuşsanız zaferin sizin olacağına inanırsınız.bir an bile şüphe etmezsiniz.herkes size güler, bunun imkansız olduğunu söyler.ama siz bilirsiniz.zaferi hissedersiniz çünkü.zaferi hissediyorduk.beraber oldukça o günün gelmemesi de imkansızdı.

  • bir erkeği dayak yiye yiye sevmek nedir öğrendim.o erkek tarafından dövülmeden. coplarla, gazla..taciz ve küfürlerle..
    önce her şey aşk içindi evet. ikiyüzlü bir durum.

    ama sonra bende inandım bu dünyayı değiştirebileceğimize.

    ama tüm bunlar sonra. olayları oluş sırasıyla anlatmaya devam ediyorum.

bizi takip edin

kırmızı elma sözlük © 2010 - 2015

kırmızı elma sözlük, içeriği dünyanın değişik noktalarında bulunan yazarlarca oluşturulan bağımsız bir platformdur. kırmızı elma sözlük içeriği herhangi bir ön denetimden geçmeksizin yayımlanmakta ve doğruluğu garanti edilememektedir. bu web sitesinde yaratabileceği hukuki sakıncalar başta olmak üzere olumsuz bir durumla karşılaştığınızı düşünüyorsanız lütfen iletişim bölümünden kırmızı elma sözlük ekibi ile irtibata geçiniz. kırmızı elma sözlük dahilindeki her türlü içerik creative commons by-nc-nd koşulları altında lisanslanmıştır. içerik, kaynağı belirtilmek ve üzerinde değişiklik yapmamak koşuluyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir.
LGBT Pride


webölye web design & web programming
powered by webölye

bir takım şeyler: iletisim / şikayet / reklam - s.s.s. - istatistikler - facebook - twitter - tumblr

redtube