bifobi

  • çevremde gördüğüm kadarıyla özellikle de lezbiyenlerin biseksüel kadınlara karşı sahip olduğu sikimsonik fobimsi durum. *
    hayır bir lezbiyen olarak, ben mi yanlış düşünüyorum lan?
    Aşkın cinsiyeti olmaz diyip diyip biseksüellere karşı önyargılı davranmak ikiyüzlülük değil de ne?

    2
  • sadece çevremizde değil dünya genelinde lezbiyenlerde böyle bir fobi mevcut. bir lezbiyen olarak benim de anlam veremediğim durum. mantık hatası.

    2
  • her mücadelede olduğu gibi lgbtnin ilk önce kendi içindeki bifobiyi ve transfobiyi çözmesi gerekiyor. bifobik lezbiyenler transfobik geyler bunlar hep yaralayan şeyler. kaldı ki ne farkımız var birbirimizden? hepimiz aynı iğrenç baskıyla devam ederken. ve biri bazılarına biseksüel değil bi-curious olduğunu hatırlatmalı. çünkü kendini biseksüel tanıtan bi-curiouslar boşluk dönemlerini lezbiyenlerle doldurup bütün dibe düşmüşlüğünü çaresizliğini yaralarını kapatan lezbiyenleri o diplerden çıkınca bi anda unutup erkek arkadaşlarının kollarına geri dönüveriyorlar. anlamadık nedir. bu yüzden yanlış tepki yanlış insanlara: biseksüellere gidiyor.

    3
  • bir bicurious biseksüel olmadığını bilecek kadar terimleri incelememiş önemsememiş olabilir. bu hem biseksüellere hem de lezbiyenlere zarar veriyor çünkü kendilerini bir anda bi veya lez olarak tanıtıyorlar bir erkekle ilişkiye başladıklarında da heteroseksüel olduklarını söylüyorlar. bu durum lezbiyenlerin bir gün heteroseksüel olabilecekleri gibi yanlış düşüncelere yol açarken arada kabak biseksüellere patlıyor gibi geliyor. ya da erkeklerin daha fazla ilgisini çekmek için biseksüelim diyenler de var ki o da ayrı bir durum. biz anlasak da konu hakkında bilgisi olmayanlar yanlış düşüncelere sahip oluyorlar.
    ayrıca şöyle de bir durum söz konusu; biseksüellerin evlenmek istediklerinde veya çocuk yapmak istediklerinde partnerlerinden ayrılıp sonunda bir erkekle hayat kuracaklarına dair de bir şehir efsanesi var ki bazen olabilen bir durum olsa da bu bifobi için bir neden olamaz. bu da biseksüellere önyargılı ve hakaret derecesinde bir ithamdır çünkü aşık oldukları için değil sırf çocuk evlilik isteği vb bir nedenle biriyle evlendikleri sonucuna çıkıyor. oysa aşık olduğun bir insanla evlilik veya çocuk düşünürsün. toplum baskısı durumunda da bir çok lezbiyenin de istemdışı evlilik yaptığını biliyoruz. keyif veya kolaylık için değil. kimse sevmediği bir insan gelecek kurmak istemez, bir erkeğe aşık olabileceklerine inanmak neden bu kadar zor.
    ve daha kolay diye bir erkekle evlenecek birilerinin olduğunu ben de biliyorum ama bu biseksüelikle gelen bir durum değil karakterle gelen bir durum. tüm almanlar hitler yanlısıdır demekten farkı yok bunun.
    yazamadığım daha çok bahane olmasına rağmen sonuç ortada, başkalarının hatası da olsa bizim kişisel korkularımız da olsa suçu biseksüellere atıyoruz.

    ek: bir önceki entrde de anlatıldığı gibi kendini biseksüel veya lezbiyen olarak tanıtan fakat olmayan arkadaşlar hem biseksüellere hem de lezbiyenlere yanlış tepki verilmesine neden olabiliyor. eğer imkanımız varsa bu arkadaşlara "terimler" hakkında bilgi vermek yapıcı bir çözüm olabilir.

    4
  • bugün büyük tepki alan ayşe arman'ın köşe yazısının kapısından aralanan konu.


    http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/22862471.asp

    Bir yâr sevdim gay’ler aldı

    HER gün yüzlerce mail alıyorum. itiraf ediyorum, ne yazık ki hepsine yetişemiyorum. Ama “Bir yâr sevdim, gay’ler aldı” başlığını görünce ilgisiz kalamadım. Sizin de kalamadığınız gibi. Ve kendimi Arzu K.’nın hikâyesini okurken buldum, tam da sizin şu anda yaptığınız gibi...

    SiZ hep...

    Eşcinsellerin ve ebeveynlerinin yaşadıkları zorlukları yazdınız.

    Peki ya o eşcinsellere âşık olan ve âşık olmakla kalmayıp gerçeklerle yüzleşmesine rağmen, onlara âşık kalmakta ısrar eden kadınlar?

    Benim hikâyem biraz tuhaf.

    6 sezon reyting rekorları kıracak dizi olur.

    C’yi bilmem ama A-B segmentinin ilgisini çekeceği kesin.

    iSTANBUL DENiLEN GARiP ŞEHiRDE

    Karşınızda, 27 yaşında, büyük bir şirketin ürün yöneticisi var.

    Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birinden mezunum, yetmiyormuş gibi üzerine bir de Londra’da yüksek lisans yaptım.

    4 senedir istanbul’da yaşayan bir kadınım, iyi para kazanıyorum.

    Âşık oldum. Hem de çok.

    Kurumsal bir şirketin genel müdürlüğünde çalışıyordum.

    Yöneticim aynı zamanda çok iyi vakit geçirdiğim biriydi.

    12, 14, hatta 18 saat çalıştığımız oluyordu.

    Kampanya hazırlamak, ajansla birlikte reklam çekmek kolay iş değildir. Uyuyamazsınız. Rekabet ensenizdedir.

    Yöneticim ve ben, en kâr getiren ve en manyak tempolu departmandaydık.

    Çok çalışıyor ama yaptığımız işten keyif alıyorduk. Evet mutluyduk. Gecenin 11’inde çıkıyorduk ama sonrası dürümcüde bitiyordu. Kahkahalar atarak
    çalışıyorduk, yaptığımız işi de, ekibimizi de, bu tempoyu da seviyorduk.

    Bu kadar çok çalışırken, bir süre sonra insanın etrafında iş arkadaşlarından başka kimse olmaz.

    Seni anlayacak kimse kalmaz.

    Yalnızdık.

    Hafta sonlarını da birlikte geçirmeye başladık, çevremizde insanlar vardı ama bizdik, tektik. Bu kadar iyi anlaşıyorsanız, hayata aynı pencereden, aynı dünyadan bakıp aynı şeylerden keyif alıyorsanız...

    ikiniz de gençseniz ve güzelseniz...

    Aşk doğar... Doğdu.

    KADINLAR KUŞKUYLA BESLENiR

    Her aşk aynı başlar.

    Önceleri flörtöz kelimeler, sonra bir bakmışsınız aynı tanıdık telaş.

    Birinin açılması gerekiyordu, o ben oldum. Açılmakla kalmadım, yöneticim olduğu için ve global bir şirkette böyle bir aşk mümkün olamayacağı için işimden ayrıldım.

    (Ve tabii genellikle sorumluluğu üstlenen taraf kadın olduğu ve kadınlar daha cesur olabildiği için!)

    Farklı bir sektörde, daha büyük bir firmaya, daha iyi bir title’la geçtim.

    Ve aşkımızı dibine kadar yaşamaya başladık.

    Önceleri her şey çok güzeldi tabii, en yakın iş arkadaşım, sevgilim olmuştu. En çok vakit geçirdiğim adam, yatağımda yanımda yatıyordu.

    SEVGiLiMiN ESKi SEVGiLiSi BiR ERKEK MiYDi YANi?

    Ama işte kadınlar kuşkuyla beslenir.

    Bir şeyler vardı, ne olduğunu anlayamadığım...

    Kadın dediğin hisseder.

    Hissettim.

    Anlamak için telefonunu karıştırdım.

    Ah o kuşku...

    Altından mutlaka bir şeyler çıkar. Çıktı.

    O mesajı hiç unutamıyorum.

    Sevgilimin telefonunda gördüğüm SMS, gay olduğunu bildiğim bir erkek arkadaşından gelmişti.

    Mesajda şöyle yazıyordu:

    - Senin ex burada...

    - Hangisi?

    - Ahmet.

    Bir süre algılayamadım.

    Okuduğum şeyin ne olduğunu çözemedim.

    “Ahmet” kod adlı, eski bir kız arkadaşı mı vardı sevgilimin?

    Olabilir miydi?

    Olamazdı!

    Beynimden aşağı kaynar sular indi. O an kavradım:

    Erkek arkadaşımın eski sevgilisi bir erkekti!

    iyi ama ben mi hıyardım, bunca zamandır seviştiğim adamın herhangi bir eşcinsel eğilimi yoktu, öyle de görünmüyordu.

    Başka kadınlarla ilişkisi olabileceğini düşünmüştüm de...

    Bir erkek...

    Aklıma gelebilecek en son şeydi.

    ERKEKLERLE SEViŞiYORSAN BENiMLE NASIL SEViŞiYORSUN

    O gece seviştikten sonra hiç kıvırtmadan ona Ahmet’i sordum.

    “Telefonunu karıştırdım, böyle böyle bir mesaj gördüm, bu ne anlama geliyor?” dedim.

    Gözlerini gözlerime dikti.

    Ta en içine baktı.

    Yalanlamadı, “Öyleydi, böyleydi” yapmadı.

    “Evet, Ahmet eski sevgilimdi!” dedi.

    Ahmet, tüm Türkiye’nin tanıdığı bir “celebrity”ymiş.

    Ne fark eder?

    Herkesin sevdiği, beğendiği biri olunca, sevgilinizin eski sevgilisi olmaya hak mı kazanıyor yani!

    “Peki sen?” dedim, “Sen nesin? Sen öyleysen, biz? Biz ne oluyoruz? Nasıl bir arada olabiliyoruz? Nasıl birbirimizi seviyoruz? Nasıl böyle sevişebiliyoruz? Onunla da mı böyle sevişiyordun?”

    Aklımı yitirecek gibi oldum.

    Daha doğrusu ben, işin içinden çıkamadım.

    Anlayamadım, kavrayamadım, çözemedim.

    5 ay daha birlikte olmaya devam ettik.

    O mesajı görmeseydim inan evlenirdik de, o kadar âşıktım.

    Sonunda da kafayı yedim!

    RAKiPLERiM HEM ERKEKLER HEM KADINLARDI

    Siz bir “biseksüel”le beraber olmak nedir bilir misiniz?

    Bir kadın olarak, kadınlığınızın hiçbir halta yaramadığını hissettiğiniz tek bir an oldu mu?

    Bir kadının, yalnızca bir kadın yüzünden değil, bir erkek yüzünden de kıskançlık krizine girdiğine hiç tanık oldunuz mu?

    Rakiplerim sadece kadınlar değildi, aynı zamanda erkeklerdi, kimin nereden ateş ettiğini bilmiyordum, “düşman”larımın kim olduğunu da...

    ilişki terapistleri, psikologlar...

    işe yaramadı.

    Böyle bir şey yokmuş gibi davranmaya çalışan, ama her Allah’ın günü uykusunda aynı rüyayı gören, özgüveninin gün be gün eksildiğini fark eden ama aşkında bir gram eksilmeyen bir kadın düşünün.

    O bendim işte!

    Bir erkek ne kadar sevilebilirse, ne kadar istenebilirse o kadar sevdim ve istedim.

    Elimden geleni de yaptım.

    Ama nafile, kafamdaki soruları ona sormadan yapamadım, onu yormadan, kıskanmadan yapamadım.

    Sağlığımla ilgili çok ciddi problemler yaşadım, bir de üstüne hamile kaldım.

    Çocuğumu, erkeklerden mi yoksa kadınlardan mı hoşlandığını bilmeyen, bunun bir öneminin de olmadığını, aslolanın sevgi olduğu söyleyen bir adamdan mı doğuracaktım?

    Bu cümleler romanlarda güzel duruyor ama gerçek hayatta altından kalkması mümkün olmuyor!

    BEYAZ ATLI PRENSi BiR ‘PRENS’ ALDI GÖTÜRDÜ

    Bebeğimi aldırdım.

    ilişkimiz bitti.

    Aşkı sorarsanız...

    Aşk yarım kaldı!

    Bir adam düşünün, rüyalarınızdaki beyaz atlı prens...

    Bütün kriterlerinize uygun ama cinsel tercihi sizin cinsiyetiniz değil...

    Ve bir hayal düşünün aynı “beyaz atlı prens”i, başka bir “prens” alıp götürüyor!

    Ama siz, aynı “beyaz atlı prens”in, kadınlardan hoşlanan versiyonunu bekliyorsunuz.

    Hâlâ bekliyorum.

    Ama artık bütün erkeklere şüpheyle yaklaşıyorum.

    (Arzu K.)

    HAMiŞ: Bu yaşadıklarım sadece tekil bir örnek değil. Çevremde de bildiğim, tanıdığım eşcinsellerle birlikte veya evli ama yokmuş farz eden, hatta onlardan çocuk yapıp sonra yapayalnız kalan çok kadın var...

  • "çocuğumu, erkeklerden mi yoksa kadınlardan mı hoşlandığını bilmeyen, bunun bir öneminin de olmadığını, aslolanın sevgi olduğu söyleyen bir adamdan mı doğuracaktım?"

    daha kim istersin? sevgi önemlidir diyor kişi sana? iğrenç karı! manyak karı! ay elim ayağım boşaldı. nasıl cinsel tercihi sizin cinsiyetiniz değil amışmışınız ya beyaz elma!

    ne demek erkekten mi yok kadından mı hoşlandığını bilmeyen? ikisinden de hoşlanıyormuş işte. biseksüelmiş.

    ay angie biseksüelle beraber olmak nasıl bir şey yazsın göndersin şu kadına. ben sevdim gayler aldıymış. ben olsam ben de senin sevgilin olmak istemem kadın!

    yuh sana amlı kişi! amından utan amından!


    * * *

    5
  • dünyada en yaygın görülen fobi hastalığıdır. şayet heteroseksüellerin gözünde sapık, kafası karışık, gerçek aşkı bulamamış, grup seks manyağı vb gözüyle bakılan, lgt camiasında ise aldatma potansiyeli yüksek, bir yanı heteroseksüel bir yanı eşcinsel olduğu söylene, iki yönelimi bir arada birleştirdiği iddia edilen; isterse heteroseksist dünyanın parçası olabileceği; isterse lgbt camiasına karışacağı söylenerek nice nefret söylemine maruz kalan bireyler; ayrımcılığın daniskasına maruz kalan bireylerin bunu yapması daha da korkutur insanı. oysa ki bilinmelidir ki biseksüellik; ne bi yanının heteroseksüel bir yanının eşcinsel olması değil; kendi halinde bir bütün olarak bireyin biseksüel olmasıdır. kafa karışıklığı ya da grup seks manyaklığı değildir. aldatmanın etraftaki insan sayısından bağımsız olduğunu görmek gerekliliğinin gözden kaçmamasıdır.

    *

    1
  • heterofobi, homofobi gibi bir hastalıktır. bir biseksüel olarak lezbiyen kadınlarda ve gay erkeklerde gördüğüm bifobi azımsanmayacak derecede fazla, homofobiyle yarışır halde.

  • son yıllarda biraz azaldı ya da lgbtiqp bireylerdeki farkındalık artınca, etrafa saçmak, ortalığa dökmek, maruz bırakmak bir hayli zorlaştı sanki.

    benim kafam biseksüel olup olmadığım konusuyla ilgili hep biraz karışıktı. erkeklere duygusal olarak hiçbir zaman ilgi duymazken, cinsel açıdan cazip geldikleri zamanlar olmuştur. (bkz: erkekleri cinsel obje olarak algılamak) (bkz: benim babama benim oğlan kardeşime yapsalar) (bkz: bizde erkek namustur) cinsel yönelimin belirleyicisi duygular mı cinsellik mi ikisi birden mi sorusunun kafamı kurcaladığı kadar başka herhangi bir sorunun kurcaladığını anımsamıyorum. işin gerçeği, yakın tarihlere kadar birileri biseksüel olduğumu düşünecek-farkedecek diye ödüm kopar, erkeklere hiç ilgi duymadığımı kanıtlamak için yıpratıcı çabalar içine girer, insanları cinsel yönelimin belirleyicisinin romantik çekim olduğuna, cinselliğin bu hikayede hiçbir yerinin olmadığına ikna etmek için kendimi parçalardım. nedenleri vardı elbette, durduk yere böyle olmadım. aslında başlarda, ben çok çok çok gençken, biseksüel olduğumu kabullenmeye açık bir yanım söz konusuydu. ama ne zaman bu konu gündeme gelse ilk sevgilim çok sinirlenir, gayet baltalayıcı ve gayet bifobik yorumlar yapardı. (yıllar sonra bir adamla evlendi. tabii bu sayılmaz, çünkü adamla romantik ya da cinsel çekim nedeniyle değil, homofobi nedeniyle evlendi.) sonra ortada, bir erkeğe ilgi duysam da lezbiyenliğim düzelse(!) diye gözümün içine bakan bir anne vardı. kendimi biseksüel olarak tanımladığım takdirde, bunu bir gün bir adamla evlenebileceğime, çoluğa çocuğa karışıp, gelinlikli damatlıklı konseptler içine girebileceğime yorardı. oysa erkeklere karşı geliştiremediğim duygusal çekimden ötürü, bu gibi şeylerin yaşanabilmesi imkansızdı. bir adamla sevişme fikri ne kadar eğlenceli geliyorsa, bir adamla yaşama-yaşlanma fikri de o kadar sevimsiz ve sıkıcı geliyordu. kadınlara aşık olur, kadınlar için acı çeker, kadınlar vesilesiyle sevinirken, daha bir saat önce hakkında 'şununla sevişmek eğlenceli olabilirdi,' diye düşündüğüm bir adamın, bir saat sonra yüzünü anımsamakta güçlük çekiyordum. adamlara dair hiçbir şeyi, söz gelimi bir adamın bir konuyla ilgili fikrini, ailesini, ilk aşkını falan merak etmiyor, onlarla birlikte vakit geçirmekten hoşlanmıyor, karşımda sevişirken en fazla eğlenebileceğim adam bile olsa, olay kahve içip cinsellik dışı paylaşımlarda bulunmak olunca sıkıntıdan patlıyordum. yani erkeklerle paylaşımımın hayatımın hiçbir döneminde cinsellikten ileri gidemeyeceği çok belliydi. dolayısıyla kendimi biseksüel olarak tanımlayıp, istemeden de olsa, annenin umutlarını canlı tutmayı sakıncalı buldum.

    eskiden çok daha bifobikti dünya. mesela bu gün politize olmuş lgbtiqp bireylerden açık bifobi görmek çok da mümkün değil. alttan alttan yapılmıyor mu? yapılıyor. fakat bunu sistematik ve aleni bir biçimde yapmak cesaret ister. ancak bir beş on sene evvel, lgbtiqp hareket aktivistlerinde de açık bifobi gözlemlemek mümkündü. hatta öz eleştiri vermem gerekirse, ben de erkek biseksüellere fobik birisiydim. erkek biseksüelleri tanımlamak için yaygın olarak kullanılan delikçi kelimesini dilimden düşürmez, onlardan iğrenirdim. şimdi artık o kadar değilim tabii. bunu kendi içimde halletmeye çalıştım ve birazcık hallettim. iğrenme yok hiç değilse. muhattap olmama aşamasındayım diyeyim, siz anlayın. tabii bunda benim gençliğimde gabilede kendini ful artı ful aktif olarak nitelendirip erkeklerle birlikte olan, kendini biseksüel olarak değil 'dibine kadar erkek' 'erkeği bile siken erkek' olarak tanımlayan ve her fırsatta lezbiyen kadınları rahatsız eden biseksüel erkek tiplemesinin de etkisi bir hayli büyük. bana hep iki yüzlü heteroseksist sistemin, toplumsal erkekliğin ve ataerkinin tipik temsilcileri gibi gelmişlerdir.

    şimdi durum nedir diye soracak olursanız, biseksüelliğimi sorgularken, bazı genç arkadaşlar sayesinde -mesela (bkz: nerissa)- lezbiyen kelimesinin beni tam manasıyla tanımlamadığına kanaat getirdiğim gibi (sonuçta erkeklere karşı cinsel çekim söz konusu) biseksüel kelimesinin de tanımlamadığına kanaat getirdim. panseksüel diye yeni bir kelime öğrendim ve buna daha yakın olduğumu çözdüm. ben erkekten kadına trans bir kadına aşık olabilirim çünkü. kadından erkeğe trans bir erkekle de sevişmek isteyebilirim. sonracığıma ne bileyim, benim etkilendiğim şey görüntüler değil. genellikle kadınlarda bulunan bir duygu durumunu, bir ruh halini, bir bakışı seviyorum ben. o duygu durumuna, o ruh haline, o bakışa bir erkekte rastlasam bir erkeğe de aşık olabilir, bir erkeği de sevebilirim. ama sevsem de kadınlara aşık oluyorum diye bu kadar ağzıma sıçıldıktan sonra, düğün dernek kurup da toplumsal statü edinebileceğim, bakışlardan kurtulabileceğim, rahata erebileceğim, alkışlanıp takdir edilebileceğim bir ilişki yaşamayı aklımın ucundan dahi geçirmem. asla olamaz böyle bir şey. asla! bir gün bir erkeğe aşık olursam, onunla sevişirim, onunla gizli gizli kahve falan içerim ama koluma takıp da ben buna aşığım diye ortalarda dolanmam. yapamam yani. kaldı ki bir erkeğe aşık olacağımı hiç sanmıyorum. olsam şimdiye kadar olurdum.

    (bkz: içselleştirilmiş bifobi)

    7
  • Kız arkadaşından ayrılan kadın arkadaşınızı bir erkekle flört ederken görünce "E sen de bir karar ver artık." demek şaka değildir.

    "Ay ne yardan ne serden sen de." demek espri değildir.

    "Çifte kaset çalar, helal olsun sana." demek bir pohpohlama biçimi değildir.

    "Oğlan bizim kız bizim. Ehe." komik değildir.

    Icsellestirilmis bifobidir.

  • Arkadaş kurbanı olarak düştüğüm bataklıkta, konu nereden nereye sapıp biseksüelliğe geldiyse arkadaşım, benimde bir biseksüel olduğumu söyledi. Gözler öyle bir kilitlendi ki üstüme, mikroskopla incelenen bir organizma gibi hissettim.
    Yanımda oturan kadın sırtını dönüp, biseksüelliği anlamadığından bahsedince sakin kalmayı başardım ve görmezden geldim.
    Sıkılıp sohbete katılmaya çabaladıkça yalnızca bir saniyeliğine suratıma bakıp önlerine dönmeleri arkadaşıma nahoş işkenceler etmemin caizleştiğinin kanıtıydı.
    Çalan şarkıya ritim tutup mırıldanırken sıkıntıdan yanımda hala sırtıdönük halde oturan bifobik kişinin ensesine eğilip nefesimi üfleyerek "biliyor musun" dedim "eteğimin altında uğurlu boxerim var"

    2
  • özellikle lezbiyenler içinde hayli yaygın, biseksüel kişilere karşı güvensizlik ve ön yargı şeklinde gösterilen korkudur.

  • sabrımı deneyen durumdur. genellikle kadınlar ara sıra erkekler olmak üzere kadın ağırlıklı biseksüel diyorum kendime. flörtleştiğim bir kadınla (eşcinsel) telefonda konuşuyordum ve konu bir anda benim erkeklerle de beraber olabilmeme geldi. açık ilişkiye tamam demişti ama anladım ki sadece kadınlarla yaşayacağım ilişkiye tamam demiş. bir anda bağırınıp kızmaya başladı ve ben de bağırmamasını bunun çok normal olduğunu söyledim. ve bana dedi ki "neyse giren çıkan beni ilgilendirmez". benim kafam attı tabii bidaha böyle bir şey söylerse ilişkimizi sonlandıracağımı söyledim. 20 kere falan özür dilemiştir ama hiç umrumda değil.

    2
  • şu "kadın ağırlıklı biseksüel" ve "erkek ağırlıklı biseksüel" terimleri oldukça azalacağını pek düşünmüyorum. çünkü kafa karıştırdığı gibi biseksüellerin içinde bile bir bifobik durum yaratabiliyor.

  • Eşcinsellerde çok var da nasıl?

  • homofobik eşcinseller de var. bifobik mi olmayacak...

  • valla ben "sağlıklı olsun da cinsiyeti önemli değil" esprisinin hem gülücüsü hem kullanıcısıyım, lüffen bifobiye girmesin o...

  • son zamanlarda kendimle ilgili kafamdaki en çok rahatsızlık duyduğum soru: "bifobik olabilir miyim/acaba bifobik miyim?" sorusu.

    kendini lezbiyen olarak tanımlayan bir kadınım. geçmişimi düşünüyorum.. en doğrusu bu gelen, rahat ve gerçek hissettiren bu tanımlamama varıncaya dek hangi akışkan yollardan geçtim, hangi deneylerde bulundum? meraklarım olmadı mı, oldu. hatta kendimi bir dönem erkeklerden yalnızca romantik olarak etkilenebilen bir biseksüel olarak tanımladığım da oldu. ama zaman içinde, erkeklerle yaşadığım ve "romantik çekim" diye tanımladığım şeyin aslında kafa barıştırmak, aynı frekansta olmak minvalinden bir sosyal uyuşma olduğu keşfine vardım. bununla birlikte bugüne dek hiçbir erkeğe cinsel çekim hissetmedim. iması olsa, fikri aklıma gelse en absürd manada kahkahayı kopardım ya da en ciddili teklifte/durumda içim ürperdi.

    diğer yandan şu güne kadarki hayat yolumda hoşlandığım, hayatıma girmiş, bir şeyler vadetmiş-vadetmemiş kadınları düşünüyorum. ilk sevgilim beni (benden önceki sevgilisini de aldattığı) bir kadınla aldatmıştı. ondan 4-5 yıl sonra, hayatıma bir dönem girmiş olan, çok hoşlandığım bir başka kadın, beni gözümün önünde bir erkek arkadaşla flört ederek yaraladığı zaman daha mı az acı vermişti? işte mesela bunu düşünüyorum. daha az acı vermemişti hayır. çünkü her ilişki kendi içinde referanstır ve bir insanı sevmenin cesaret istediği dünyamızda her ilişki de kendi hukukunu yaratır ayrıca. ilk sevgilimle de ondan 4-5 yıl sonra tanıdığım kadınla da yaşadığım ilişkinin karşılıklı örülmüş iç işlerinde yapılan şey hayasızca bir korkaklıktı, terk edip gidip gönlünün istediğini yaşamayı seçmeme korkaklığı.

    insanım, üç aşağı beş yukarı her insan kadar acziyetlerim var. kendimi düzeltmeye, kendimle ve dünyayla iyi ve iyicil ilişkiler geliştirip yürütebilmek adına ihtiyacım var. bifobi meselesini yukarıda verdiğim hayatıma girmiş iki kadın örneği çerçevesinde düşünüyorum. neden bilinçaltımı yokladığımda "biseksüel kadınlar güvenilmezdir" gibi algısal bir eğilimim var? neden "ilişkilendiğim bazı kadınlar güvenilmezdi" değil de bu? geçmişte hoşlandığım bütün biseksüel kadınların zamanla evlendiğini gördüm ondan mı? (bir tanesi hariç o da kendini biseksüel değil heteroseksüel olarak tanımlayan bir heteroflexible'dı) nerede kopuyor bende kayış? gerçekten anlamak istiyorum.

    bir ilişkinin ilişki taraflarınca belirlenen ve uygulanan iç hukukunun taraflardan biri tarafından ihlal edildiğinde, ihlal etme unsuru olan üçüncü bir kişinin kadın değil de erkek olması mı olay? peki şuna ne demeli, bugüne kadar birlikte olduğum hiçbir biseksüel kadın bana kendini hikayenin başında ya da başlarda bir yerde biseksüel olarak tanıtmamıştı. bunun gafil avlanma, şaşkınlık hissi de olabilir. şimdi diyebilirsiniz ki aldatıldığına şaşırmıyor üzülmüyorsun da hangi cinsle aldatıldığın mı şaşkınlık yaratıyor? tabii ki hem aldatıldığıma şaşırıp üzülüyorum hem de hangi cins olduğuna şaşırıyorum, çünkü kendimi kandırılmış gibi hissediyorum. biliyorum hissetmemeliyim, biliyorum insan da akışkan varlık, -yeni tanışıldığında öyledir, sonradan değişmiş olabilir- ama böyle hissediyorum işte.

    kandırılmak, iç hukukunu birlikte ve karşılıklı belirlediğiniz tek eşli ve kapalı bir ilişkide aldatılmak yeterince acı bir deneyim değilmiş gibi bir de üstüne sahip olduğum toplumsal kadın kimliğim ve seçili kadın kimliğimle de maruz kaldığım duruma dair kendimi sonucun hiçbir yerine konumlandıramamak minicik travmatik oluyor. (ya da belki de minicik değil?)

    yazdıklarımın çoğu yerinde saçmaladım belki bilmiyorum, ama böyle hissediyorum. Seviştiğim bir biseksüel sevgilim benden kendisini daha sert penetre etmemi talep ettiğinde kollarımın güçsüzlüğü ya da yeterli bir gücü olmayışı yüzünden bütün moralim bozuluyor, sanki o an benden erkek olmam istenmiş gibi bir öfke tepkisi veriyorum. (yani verdim. aslında bu tepkiyi sadece bir kere verdim. oysa sevişirken biraz daha sert olmam isteğini ilk defa da dile getirmemişti. öyleyse neden ilk defa o bilmem kaç yüzüncü sevişmemizde böyle bir tepki verdim? çünkü mevzubahis ex erkek ile vakt-i zamanında, aslında benim kafamda oturttuğum üzere tırı vırı olmayan bir ilişkileri olduğunu öğrenmiştim o dönem. bu da beni diğer bazı yerine getiremediğim çok daha hayati şeylerin de ışığında daha özgüvensiz ve sonuç olarak öfkeli yaptı.) ya da tam da "benim hayatta sergilemeyi başaramadığım güçlü, sahiplenici duruş" temalı bir krizin orta yerindeyken biz, paralel bir zamanlamayla twitterdan eski erkek sevgilisini yok yerden hatırlayıp da takip etmeye başlaması noktasında, "neden bu şekilde cezalandırılıyorum?" oluyorum. bunun bir cezalandırma olmadığını mental düzeyde ben de kestirebiliyorum elbet, ama yaşanan olaylar bağlam düzeyinde ele alındığında cezalandırılma gibi hissetmemek, algılamamak o kadar da kolay olmuyor. gerçekten üzücü ve kırıcı geliyor. bütün o üzüntüler, üzüldüklerim, üzülme nedenlerimin ortak paydasında aynılık göstererek tekrara düşen, biriken bir unsur varsa, toplaşıp o noktanın üzerine öfke olarak çullanıyor. Çünkü o sevgilimin bir zamanlar bir erkeğin koluna girip de sokakta yürürken bizim şimdi yaşayamadığımız üzere, sokaklarda çok daha rahat bir toplumsal kabul görme bakışlarına denk gelmiş olabileceği haklı varsayımım.. ya da en basitinden gecenin bir vakti sokaklarda iki kadın başına olmakla yanında bir adam varken, görece daha sahiplenilir ve güvende hissedebilir bir konumdayken yani.. sonra dönüp aklımdan bu düşünceler geçerken tam da yürüdüğümüz o ıssız yolun o noktasında, dönüp sevgilimin yüzüne baktığım zaman, "şu an hissettiğim bifobi mi yoksa sahip olmadığım bir çük için (!) kendimi mi cezalandırıyorum" diye geçiyor içimden...

    oof bilmiyorum, keşke bifobik olmasam.. :(

  • bence tüm bu hissettiklerim, yaşadıklarım, toplumsal cinsiyet kuramıyla yakından alakalı. eğer birileri lezbiyen kadınların bifobik olanlarının neden bifobik olduklarına dair gerçekten bilimsel değer taşıyan bir araştırma yapmak isterse (ya da yapmışsa??) altına bakılması gereken en önemi ve ağır taşın toplumsal cinsiyet çöplüğü olduğuna inanıyorum. en azından geceden, biraz da duygusal bir yoğunlukla yazdıklarımı şimdi biraz daha uzak ve yeni uyanmışlığın da verdiği hafif yabancılaşmayla yeniden okuduğumda yazdıklarımın alt metninde bunu görebildim.

    her şeyin bir nedeni vardır, en açıklanamaz görünenlerin bile. (belki henüz bilmiyoruzdur.) ve nedenleri, nasılları bilmenin sorunları çözmeye çok yaklaştırıcı olduğunu düşünüyorum.

    bi de her iktidar yalakası/güce tapan gibi freud'un da çok pislik bi adam olduğunu düşünüyorum; penis kıskançlığı diye ortaya attığı tezin aslında kadınları yine onlara atfettikleri toplumsal kadınlık normları üzerinden tahakküm altına alma politikası olduğu çok açık çünkü.

  • bifobiyi homofobiden ayırma ihtiyacı her ikisinde de farklı inkâr öğeleri olmasındandır. ancak birbirini ayırmak isterken dışlamayı da beraberinde getiriyor. özellikle bireyleri ayrımcılığa maruz bırakanların, ne yazık ki işlevi vardır: bir bireyin ya da bir topluluğun mükemmiliyetinin yapay inşası- bunu da kendinden ya da ait olduğu gruptan farklı ve aşağıda olarak temsil etme ihtiyacı duyduğu kişilerle kıyaslama yapararak gerçekleşiyor.

    yani şunu söyleyebilirim ki, fobilerin ortaya çıkmasının birçok nedenlerin içinde en baskın nedeni, kendimizi daha değerli kılmak için ötekileştirdiğimiz kişiler üstüne stereotip ifade şeklini alan fobiler arka planda toplumsal mükemmeliyetin beklentilerine cevap verememe korkusunun ifade edilme biçimidir fobi. fobinin başına hangisini koyarsanız koyun, lezfobi, gayfobi, transfobi, islamfobi, heterofobi, siyasi toplulukluklar, toplumsal bütün fobiliğin temelinde bu yatıyor.

    biseksüelliğin halıhazırdaki "iki arada" durumunun kadın ve erkek biseksüellerin uğradığı ayrımcılık, bir reddetme, bir dışlanma halidir bifobi. biseksüellere karşı uygulanan şiddeti ısrarında "biseksüellik yoktur" iddiasının sonucudur. farklı şekilde anlamlandırılır. çoğu kez "kafası karışıklar" olarak itham edilirken aslında biseksüelliğin dış görünüşte bir izi yok. yalnızca her iki cinsiyetten eşlerin varlığı, var olma söz konusu. görünürlük kılma durumu. bifobik söylemler sıkça arttığı gibi beraberinde de homofobik söylemleri getiriyor. heteroseksüellerden çok eşcinseller tarafından maruz kalırlar bifobi söylemlerine. bunu gördükçe üzüldüğüm gibi derdimizin bu olmaması gerektiğini, politik, kültürel ve toplumsal olarak var olma mücadelesinin peşine düşmemiz gerektiğini sıklıkla dile getiriyorum.

    bir diğer söylemlerden biri de biseksüellerin sadakatsızlığıdır. bir korku uyandırır. "ben biseksüelim" denildiğinde hemen akla cinsel partnerine, aşk ve ortak yaşam alanını paylaşan partnerlerine sadakatli olmayacağı yönünde bir olumsuzluk peyda oluyor. sıklıkla doğaları gereği sadakatsiz olduklarını söylerler. bu da hoşa gitmediği bir durum sonucunda ayrımcılık gerekçesi olarak bifobilik ortaya çıkıyor. kadın veya erkek biseksüellerin sadakatsız olduğunu nereye dayandırarak bunu üzerini kalın kalın çizip söyleyebiliyoruz ki? sadakatsızlık suçlaması altında fışkıran bu bifobi tüm cinsel yönelimlere özgü bir normu da bir zorluğu da beraberinde getirerek bütün nefret söylemlerini pekiştirmiş oluyor. tekil ve dışlayıcı bir aşkın mümkün olduğuna inanarak bütün cinsel yönelimleri yok saymak başlı başına büyük sorun teşkil ediyor.

    herkesin kendini hep en iyi şekilde gösterme isteğini gerçekleştirirken hep başkalarını dışlayarak yapıyorlar. herhangi bir farklılık yüzünden bunu sıklıkla tekrarlamak sağlıklı bir toplumsal bütünlük sağlanamadığı gibi kişisel bir bütünlük de sağlanamamış oluyor.

    tüm cinsel yönelimlere karşı duyduğunuz fobinizin temelinde bu yatıyor. biseksüeller vardır. var olmaya da devam edecekler.

  • düşününce birçok homoseksüelde ve heteroseksüelde var olduğunun kabul edilmesi gereken fobi. psikolojik açıdan anlaşılabilir bir yanı da var aslında. (anlaşılabilir olduğunu söyleyerek doğru olduğunu söylemiyorum.) bir erkeksin ve erkek sevgilin var ama adam kadınlardan da hoşlanabiliyor. ya da bir kadınsın ve erkek sevgilin var ama adam erkeklerden de hoşlanabiliyor. mesela benim biseksüel bir sevgilim olsaydı ve başka bir erkeğe meyletseydi ağzına sıçardım ama bir kadına meyletseydi sanki bir şey yapamazdım gibi geliyor, çünkü o bir kadın ve benden farklı biri, onunla yarışamam çünkü aynı ligde değiliz falan. sanırım aynı ligde olmadığı birileriyle potansiyel "rakip" durumuna düşmemek için homolar homolarla, heterolar heterolarla takılmayı tercih ediyor olabilir. yani aslında onların fobileri biseksüellerden değil de kendi düşebilecekleri durumlardan gibi sanki asdfg.

  • Tam olarak da yukarıda yazan şeydir.

    Başkalarıyla kendinizi yarıştırmaya kalkarsanız işin içinden çıkamazsınız. Dünya biraz kalabalık malumunuz

    3
  • sevgilinin tek bir cinsiyete yönelimi olduğunda aldatmıyo çünkü mükemmel bir bakış açısı. Bence öncelikle artık ilişkilerimizi bir savaş alanında yaşamaktan vazgeçmenin vakti öncelikle bunu söylemek istiyorum. Hepiniz tek tek çok değerli insanlarsınız ve ilişkilerinizde bunu göremediğiniz zaman kendinizi kanıtlamak yerine 'ay götüm' diyip hayatınıza devam etmeniz gerekiyor. Cünkü yani birileriyle yarışta olarak ilişki yaşamak için çok değerlisiniz.

    özetle, bu durum biseksüellikten kaynaklanmıyor, bireylerin kendilerine olan güvensizliklerinden kaynaklanıyor, aradakı farkı idrak etmek önemli. Bir insanın sizi aldatmasını engellemek sizin göreviniz olmamalı o yüzden kimsenin yönelimini bağlamaya gerek yok buna. Heteroseksüel ya da homoseksüel olduğunu düşündüğünüz biri de kendini keşfedip farklı insanlara yönelebilir ayrıca.

    Sonra gelelim, ya kararsız bu insanlar, ne istediklerini bilmiyolar, aç gözlüler falan muhabbetlerine. şimdi biz yıllardır eşcinsellik geçici bir dönem değil diye yıllardır boşuna mı kendimizi yırtıyoruz? homoseksüelliğin kalıcı bir yönelim olduğunu bas bas bağıran insanlardan bu saçmalığın çıkması beni ayrıca sinirlendiriyor. insanların kimliklerine saygı göstermek bu kadar zor olmamalı.

    2
  • Insan bilmediğinden korkar. Ex-bifobik olarak biseksuller ile konuştukca bunu yendim.
    Lakin eşcinsellerin bifobik olması tek taraflı değil.
    Geylerin biseksulleri kıskandığı, çünkü onların çocuk yapabildiği, toplumun genel kurallarına uydularını, eşcinsellerin çok çıkıntı olduklarını iddia eden biseksullerde var.
    Tabi bunlarda bifobik olmak için geçerli değil.lakin birbirimizi uzmenin manası yok.
    Bir olalım diri olalım :)

    1
  • yazdığımız şeyler son derece paralel aslında. ben genel olarak adına “fobi” denilen her şeyin, fobinin hedefi olan kitleyle ilgili değil de fobinin sahibi olan kitleyle ilgili bazı özgüvensizlikleri ve önyargıları açığa vurduğuna inanıyorum, ki siz d aynı şeyi söylüyorsunuz. ki ben sözkonusu özgüvensizlik ve önyargılara birçok hetero ve homo bireyin sahip olduğunu hatta kendimin de sahip olabileceğimi itiraf etme cüretini gösterdiysem burada ben biseksüellere bir eleştiride mi bulunuyorum yoksa kendim de dahil geriye kalanların tutumunu mu sorguluyorum? yaptığım durum tespitinin hala arkasındayım ve birçok hetero ve homo bireyin bu bakış açısında olduğunu birçok kez gördüm. şimdi ben bir durum tespiti yaparak söz konusu tespitteki fobiyi olumluyor ya da doğruluyor muyum? bu sizlere karşı bir savunma değil bu arada, sadece kaygan zemin olarak adlandırılabilecek konularda kimsenin söylemeye cesaret edemediği konuları dile getirme cesaretini gösterince bu kadar tepki göreceksek o zaman tabu konuları asla konuşamayacağız bebeklerim.

    bizi takip edin

    kırmızı elma sözlük © 2010 - 2015

    kırmızı elma sözlük, içeriği dünyanın değişik noktalarında bulunan yazarlarca oluşturulan bağımsız bir platformdur. kırmızı elma sözlük içeriği herhangi bir ön denetimden geçmeksizin yayımlanmakta ve doğruluğu garanti edilememektedir. bu web sitesinde yaratabileceği hukuki sakıncalar başta olmak üzere olumsuz bir durumla karşılaştığınızı düşünüyorsanız lütfen iletişim bölümünden kırmızı elma sözlük ekibi ile irtibata geçiniz. kırmızı elma sözlük dahilindeki her türlü içerik creative commons by-nc-nd koşulları altında lisanslanmıştır. içerik, kaynağı belirtilmek ve üzerinde değişiklik yapmamak koşuluyla ticari olmayan amaçlarla kullanılabilir.
    LGBT Pride


    webölye web design & web programming
    powered by webölye

    bir takım şeyler: iletisim / şikayet / reklam - s.s.s. - istatistikler - facebook - twitter - tumblr

    redtubevidio bokepsexfilme